In Conversation With: Deniz Galip
In Conversation With: Deniz Galip
Mermerle ilk temasın nasıldı? Dokunduğunda sende hangi duygu baskın geliyor: ağırlık, serinlik, güven, zaman hissi?
Beş yaşındayken bir aile dostumuzun evinde, annemin yürürken stilettolarının mermer zemin üzerinde çıkardığı sesten çok etkilenmiştim. Bana lüks ve büyüleyici gelmişti. Gezdiğimiz antik kentlerde gördüğüm mermerden daha farklı bir etkisi vardı. Sanırım o büyülenme hissi hep devam etti.
Bir mimar olarak mermeri “lüks”ten ayrı düşünürsek, sence mermerin asıl değeri ne: dayanıklılık mı, hafıza mı, mekanın ışığını taşıma biçimi mi?
Aslında mermer benim için yıllarca hep lüksle ilişkiliydi. Çocukken, ileride ofisimin her yerinin mermer olacağını hayal ederdim. Sonrasında, onun hafıza, doğa ve insanla ne kadar bütünleşik bir malzeme olduğunu fark ettim. Bu da biraz yaşla birlikte geldi; bir mimar olarak mermeri kullanmaya o zaman daha çok yakınlaştım. Mermer gibi doğal bir kaynağı dikkatli kullanmak gerekiyor ve bu da mesleki bir uzmanlık gerektiriyor.
Mermerle çalışırken seni en çok ne zorladı, en çok ne özgürleştirdi? Malzemenin sınırı, sürprizi, ritmi?
Mermerle çalışmanın en zor yanı, malzemenin hem kütlesel ağırlığı nedeniyle deneye çok alan bırakmaması hem de hafızadaki yerinden ötürü “ağır” ve “oturaklı” hissettirmesi. Sanki yalnızca dünyanın en büyük mimarlarının kullanabileceği bir malzemeymiş gibi bir üstünlük duygusu taşıyor. Kendi doğal yapısı nedeniyle asla tam anlamıyla kontrol edilememesi ise onu benim için hem zor hem de çok çekici kıldı.
Personal Altars fikri ilk nerede doğdu? Bir görüntü mü, bir hikaye mi, bir ritüel mi bunu tetikledi?
Yazın Patmos Adası’nda dizimi sakatladığımda, bir arkadaşım bana daha hızlı iyileşmem için küçük metal diz kabartması olan bir plaket verdi. Mantık şuydu: İnsan inanınca her şey daha hızlı iyileşebilir. O plaket bir “tamata” idi; daha genel adıyla bir ex-voto. O andan itibaren bu konu üzerine düşünmeye ve okumaya başladım. Seyahatlerimde de sık sık karşıma çıkan bu küçük sembollerin çok daha geniş coğrafyalara yayılan inanç ritüelleriyle bağlantılı olması beni çok heyecanlandırdı. O dönemde Melike (Alpay Özmen) ile konuşurken, bu fikri mermer aracılığıyla anlatan Personal Altars projesi ortaya çıktı.
Proje, 2024’teki ilk gösteriminden Akaretler Design & Antiques Show 2026’ya gelirken hangi yönleriyle evrildi? Form, semboller, ölçek, anlatı?
2024’te İzmir Fuarı’nda büyük ölçekli parçalar sunulmuştu. Bunları 2026’da Akaretler’e taşırken, bina statiği gibi nedenlerle ölçeği küçültüp objelere yönelmeye başladık. Aslında proje, ilk çıkış noktasındaki o elde taşınabilen küçük plaket ve objelere doğru halen evrilmeye devam ediyor.
“Ex-voto / tamata” fikrini bugünün insanına taşırken neyi korumak, neyi dönüştürmek istedin?
Ex-voto, insanlık tarihi boyunca var olmuş bir inanma sistemiyle bağlantılı olduğu için aslında zamansız bir kavram. Bugüne taşırken bir şeyi dönüştürmek istemedim; aksine, hep var olmuş bu inanç ihtiyacını vurgulamak ve bugün de hatırlatmak istedim.
Yerleştirmedeki semboller arasında eller, gözler, anahtarlar, güneş, kuşlar… senin için en kişisel olan hangisi ve neden?
Benim için hepsi bütünsel bir inanç sisteminin farklı görsel dışavurumları. Hangi dönemdeysem, o gün neye inanmak ya da neyi iyileştirmek istiyorsam, ona göre birine daha çok yakınlaşıyorum. O yüzden çok değişken. Görsel olarak bakarsam, uygulamada güneş ve kulak çok detaylı ve başarılı çıktı; onları ayrıca seviyorum. Ama bu daha çok uygulama kısmıyla ilgili.
Yedi eksenli robotlar ile el işçiliğinin birlikteliği bu projede neyi mümkün kıldı? Bu birliktelik sence mermerin “duygusunu” değiştiriyor mu?
Robot kullanımının duyguyu öldüreceğinden korkuyordum. Ama özellikle onların hareketindeki şiirselliği gözlemledikten sonra bu korkumun yersiz olduğunu gördüm. El işçiliği ise özellikle çok küçük parçalarda, örneğin masanın alnındaki minik sembollerde, robotun eksik bıraktığı kusursuzluğu tamamladı.
Minval’in mermer artıklarını değerlendirme yaklaşımıyla bu proje arasında nasıl bir bağ kuruyorsun? Burada “ileri dönüşüm” sadece sürdürülebilirlik mi, yoksa estetik bir tavır da mı var?
Benim için, bir mimar olarak, yalnızca estetik diye bir tavır hiçbir zaman var olmadı. Yaptığım her projede ilk sorduğum soru “neden” oluyor. Personal Altars da tam olarak bu şekilde ortaya çıktı: Artık mermer bloklarını, hiçbir kimyasal eklemeden ve sahte bir sürdürülebilirlik fantezisine kapılmadan, ham halleri üzerinde çalışarak değerlendirmek istedim.
Akaretler Design & Antiques Show’da projeye gelen ilgi nasıldı? İzleyiciler en çok hangi noktada durdu, hangi soruları sordu, seni en çok şaşırtan yorum neydi?